Katinka Svanberg: Dünya özerk bir Rojava'dan korkuyor

  • 09:01 30 Kasım 2022
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - Uluslararası Hukuk Uzmanı Katinka Svanberg, “Yeni İsveç Hükümeti'nin Erdoğan'ı memnun etmeye çalıştığını düşünüyorum ancak Erdoğan’ın bombalamalarını desteklemenin NATO'ya kapı açacağını düşünmemeliler” değerlendirmesi yaptı.
 
Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye başlattığı hava saldırılarına yönelik tepkiler sürerken, NATO üyeliğine gözünü dikmiş olan İsveç’in aşırı sağ hükümeti yıllardır yürüttüğü tarafsızlık ve demokratik-insan hakları temelli çizgisini bozduğunu gösteren birçok açıklama gerçekleştirdi. Bunlardan biri geçtiğimiz günlerde İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström’den geldi. Bakan, Paris'te katıldığı bir etkinlikte İsveç'in Expresses gazetesine açıklamalarda bulunarak, "Türkiye terör saldırısına maruz kalan bir ülkedir ve terör saldırısına maruz kalan devletlerin kendini savunma hakkı vardır" dedi. Bakan, halihazırda hastane ve sivil alanları bombalayan Türkiye’ye “sivil kayıplardan kaçınılması gerektiğini” de salık verdi.
 
Rusya tehdidine ilişkin NATO’ya katılmaya çalışan İsveç hükümetinin, Türkiye’de tutsak ve tecrit altında tutulan birçok politikacıya, gazeteciye ve insan hakları ihlaline rağmen hükümeti “demokratik” olarak tanımlaması bu aşamada şaşırtıcı olmamakla birlikte kendi içinden tepkileri de doğurmakta. Zira İsveç içinde NATO’ya girmek istemeyen ve Türkiye’ye Kürtlerle ilgili taviz verilmemesi çağrısı yapan bir sol kanat var. NATO, İsveç ve Türkiye üçlemesine dair Stockholm Üniversitesi'nde Uluslararası Hukuk Uzmanı Doçent Katinka Svanberg, ajansımıza konuştu.
 
‘Suriye ve Kuzey Irak'a saldırı uluslararası hukuk açısından yasal değil’
 
İsveç Dışişleri Bakanlığı'nın, İsveç’in yeni sağ hükümetinin açıkladığı gibi Türkiye’nin saldırılarıyla ilgili “meşru müdafaayı” gerektirecek bir durum oluşmadığını belirten Katinka, “Geniş bir kitlenin olmadığı yerde 'meşru müdafaa hakkı' tartışmalıdır ”dedi. Katinka, meşru müdafaa yorumunu şöyle yaptı: “İsveç'teki yeni sağcı hükümetin NATO üyeliğinden önce ABD'nin PKK politikalarına uyum sağladığını düşünüyorum. Ama aynı zamanda, 'terörizme' karşı sert bir duruşla daha ‘şahinvari’ bir dış politikayı desteklediklerini ve aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 51’inci maddesinin, yurtdışından yönlendirilen uluslararası 'terörizme' karşı önleyici meşru müdafaa saldırılarına izin veren önde gelen birkaç NATO üyesi yorumuyla da hareket ediyorlar.  Ancak, NATO'nun bu yorumu, 11 Eylül gibi büyük çaplı uluslararası terör saldırıları gerçekleştiğinde uygulanır, bunun dışında bu yorum genel olarak kabul görmez. Birkaç kişinin ölümüne, 80 kişinin yaralanmasına neden olan İstanbul'da gerçekleşen saldırı gibi olaylar uluslararası hukuk kapsamında ve bu sözleşmeye göre, PKK'ye bu kadar büyük bir karşılık vermek için yeterli değil. Geniş bir kitlenin olmadığı yerde 'meşru müdafaa hakkı' tartışmalıdır. İkincisi, saldırı meşru müdafaa ve önleyici meşru müdafaa hakkı için yeterince büyük kabul edilse bile, meşru müdafaanın kullanımı, orantılı, gerekli ve oldukça acil olarak sınırlandırılmalıdır. Dolayısıyla, Türkiye'nin zaten uzun süredir Suriye ve Kuzey Irak'ta PKK'ye karşı orantısız bir meşru müdafaa kullandığı ve bunun uluslararası hukuk açısından yasal olmadığı açık ve net bir şekilde görülüyor. Ayrıca İstanbul'daki bombalı saldırının sorumluluğuna ilişkin de bir netlik yok.”
 
‘Uzun süredir NATO üyeliği için çalışıyorlar’
 
Ülkesinin 200 yıldır süren tarafsızlığının aşırı sağ hükümetle bozulduğunu söyleyen Katinka, yeni hükümetin, Tayyip Erdoğan’ı memnun etmeye çalıştığı yönündeki görüşünü paylaştı. “Ancak biraz bıkmış durumdalar diyebilirim, çünkü Erdoğan'a güvenmiyorlar, Putin'in arkadaşı ve ulusal-demokratlar, AB gibi uluslararası işbirliğine geleneksel olarak inanmadıkları için kolayca geri çekilip NATO üyesi olma niyetini kınayabilirler” sözlerine yer veren Katinka, “Yine de sağcı hükümetin, göçmenlere karşı oldukları için PKK'lileri ve Kürtleri iade etmek ve eski sosyalist hükümetten farklı davranma sözünü tutmak istediğini gördüğümü söyleyebilirim. Uzun süredir NATO üyeliği için çalışıyorlar. Ayrıca bu sağcı hükümet ABD'yi ve onun PKK'yi terör örgütü olarak damgalama politikasını tıpatıp taklit etmek istiyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Halkın yarısı üyelik için isteksiz’
 
Katinka, hükümetin bastırmalarına rağmen Haziran 2022’de yapılan başvuru öncesi üyelik konusunda halkın yarısının isteksiz olduğunu aktardı. İsveç halkının savaştan ve savaşa ayrılan bütçeden rahatsızlık duyduğunu kaydeden Katinka, “Ulusal bütçenin yüzde 2'sini NATO’ya ödemekte tereddüt ediyorlar. Artı, yakın zamanda, NATO'nun İsveç'e nükleer silah yerleştirip yerleştiremeyeceği konusunda çok fazla tartışmaya yol açan İsveç Ordu Başkanı'nın tavsiyesi üzerine koşulsuz NATO üyeliğine başvurma kararı alındı” şeklinde konuştu.
 
NATO üyeliği konusunda fikir ayrılıkları var
 
Ülkesinde NATO üyeliği konusunda fikir ayrılıkları olduğuna işaret eden Katinka, İsveç hükümetinin Türkiye’yi demokratik olarak görmemesine rağmen taviz verdiğini belirtti. “Eski Sosyalist İsveç Hükümeti, Erdoğan'ın internet kullanımını kısıtlayan ve demokratik seçimleri manipüle eden despot bir lider olduğunu düşünürdü” diyen Katinka, yeni hükümetin ise Tayyip Erdoğan’ı memnun etmeye çalıştığını dile getirdi. Katinka, “Şimdiki yeni sağ hükümet, sosyalist hükümetin Kürtleri ve PKK'yi koruyup, sığınma haklarına izin vermesine tepki gösteriyor. Bana göre bu durum artık siyasi tartışmalara yol açan bir olay haline geldi ve sağ kanat, Erdoğan’ın ‘terörist’ olarak ülkeden ihraç edilmesini istediği bazı kişileri ihraç etmeye söz verdi. Ancak içten içe Erdoğan’a güvenmiyorlar ve Türkiye’yi aslında demokratik olmayan bir devlet olarak görüyorlar” sözlerine dikkat çekti.
 
‘Dünya özerk bir Rojava bölgesinden korkuyor’
 
Dünya ülkelerinin Rojava’ya ve Kürtlere yönelik bu saldırılara ses çıkarmamasına ilişkin Katinka, “Çünkü Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı meselesi var ve birçok devlet fiilen özerk bir Rojava bölgesinden korkuyor” yorumu yaptı. Katinka, “Bir emsal oluşturmak istemiyorlar, hele ki Türkiye ve İran karşıyken. Türkiye, büyük Kürdistan şeklinde kurulacak bir Kürt devletinden korkuyor. Bu yüzden diğer ülkeler de Türkiye'nin Rojava'ya saldırmasına ve müdahale etmesine ilişkin konuşmuyor. Kürtlerin kendi tarihi topraklarına sahip, uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkını meşru olarak talep edebilecek bir halk olma meselesiyle de ilgisi var. Bu nedenle, Kürtler bir azınlık değil, böyle görülemez. Çünkü azınlıkların Kamu İç Hukukunda kendi kaderini tayin hakkı yoktur ama Kürtlerin var. Türkiye tüm bunları Kürtlerin kendi kaderini tayin etme iddiasından korktuğu için yapıyor. ABD ve diğer devletler, Arap dünyasındaki operasyonları için Türkiye'ye bağımlı. Türkiye onlara karşı bir cephe. Erdoğan NATO'yu pazarlık unsuru olarak kullanabilir. Kuzey Irak'taki Kürt Federal Devleti’ni ve şimdi de Suriye'deki Rojava’nın varlığından hoşlanmıyor, Amerikalılara güvenmiyor. Bu aynı zamanda Erdoğan'ın İsveç ve Finlandiya örneğinde olduğu gibi Kürtleri destekleyen herkesin karşısında olduğunu göstermeye çalışmasıyla ilgilidir” şeklinde konuştu.
 
‘Erdoğan’ı desteklemek NATO’ya kapı açmayacak’
 
Azınlıkta olan aşırı sağ hükümetinin mülteci meselesi ve NATO üyeliği için Türkiye’ye destek verdiğini ancak bunun NATO’ya kapı açmayacağını belirten Katinka, “İsveç ne olursa olsun Finlandiya ile birlikte NATO'ya girmeyi aklına koymuş durumda. Ayrıca yeni muhafazakâr sağ azınlık hükümeti, ‘terör ve teröre karşı eylemlere’ karşı tavır almak istemekte. Sağcı politikalarına uyuyor. 11 Eylül'den sonra ‘Bush doktrini’ olan uluslararası terörizme karşı meşru müdafaaya inanıyorlar. Böylece Türk politikalarını ve bombardımanı kolayca kabul ediyorlar. Ayrıca, şu anda İsveç'teki en büyük ikinci parti olan Ulusal Demokratların desteğine yaslandıkları için mülteci meselesine de karşılar. Yunanistan'dan bir arkadaşımız, Erdoğan'ı memnun etmek için ona 1 karşılığında 10 şey vermeniz gerektiğini söyledi. Bu yüzden Erdoğan bombalamalarını desteklemek pek de işe yarayacak gibi görünmüyor. Bunun İsveç için NATO'ya kapı açacağını düşünmemeliler, çünkü bunu tekrar vurguluyorum, Erdoğan aynı zamanda Putin'in de dostu” değerlendirmelerinde bulundu.
 
‘İsveç NATO’ya sırt çevirebilir’
 
“Muhafazakâr Ilımlı partide Kürtleri destekleyenler var çünkü Erdoğan'ın Türkiye’deki diktatörlüğünü biliyorlar ve kesinlikle başka bir ülkenin ne yapacaklarını dikte etmesinden rahatsızlar” diyen Katinka, şöyle konuştu: “Öte yandan, yumuşak görünmek istemiyorlar ve NATO'ya çok inanıyorlar, Rusya'nın İsveç'e bu kadar yakın olmasına karşı NATO korumasına ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar. Bu gerçekten saçma, çünkü Rusya'nın şu anda tek politikası yurtdışında kötü durumda olan tüm Rusları ülkesinde toplamak, düşündükleri gibi İsveç veya Türkiye'ye karşı savaşa girmek değil. Sonuç olarak İsveç hükümeti egemenliğini sürdürmek istiyor. Öte yandan, PKK'lileri ‘terörist’ damgası altında iade edebileceklerini düşünüyorlar. İsveç milliyetçileri ise Türkiye'nin kendilerine ne yapacaklarını söylemesini istemiyor, hepsi NATO’yu sevmiyor ve NATO’ya ödeme yapmak zorunda olmak istemiyorlar. Ancak, İsveç vatandaşı olmayanların iadesini maalesef destekliyorlar. Ancak milliyetçiler, egemen bir politikaya sahip olamayacaklarını hissederlerse NATO'ya sırt çevirebilirler çünkü her şeyden önce İsveç’i seviyorlar.”